

Hazaralar Kimdir
HAZARALAR KİMDİR
Prof.Dr. Bilgehan Atsız GÖKDAĞ
Afganistan’ın geniş ve karmaşık etnik mozaiği içinde maruz kaldıkları ayrımcılık yüzünden büyük acılar çeken Hazaralar zaman zaman inançları öne sürülerek soykırıma tabii tutulan bir halktır. 40 milyona yaklaşan Afganistan nüfusunun dörtte birini oluşturan Hazaralar Peştun ve Taciklerden sonra en kalabalık üçüncü büyük etnik gruptur. Çar Aymak (dört boy) adlı topluluk da Hazaraların bir kolunu oluşturur. Büyük çoğunluğu Afganistan’ın merkezi bölgesinde yer alan Hazaracat veya Hazaristan denilen bölgede yaşayan Hazaraların bir kısmı da diğer büyük şehirlerdedir. Son dönemde ülkenin yaşadığı iç karışıklık ve Taliban baskısı Hazaraların bir kısmını göçe zorlamıştır. 2 milyona yakın Hazara İran ve Pakistan’a sığınmışlardır.
Türkiye, Avrupa, Avusturalya, ABD, Kanada, Moğolistan gibi kıta ve ülkelerde de yarım milyon civarında Hazara varlığından söz etmek mümkündür. Hazaralar 13. Yüzyıldan itibaren bölgeyi egemenliği altına alan Cengiz Han ve oğullarının askeri yapılanması içinde aktif görevler üstlenmişler ve hatta adlarını da buradan almışlardır. Hazara adı Farsça hezar “bin” kelimesiyle ilgilidir. Tedbir amaçlı olarak Afganistan’da bırakılan bin kişiden oluşan askeri birliklerin bir kısmı zamanla burada yurt tutmuş ve Hazaralar olarak anılmaya başlanmıştır. Cengiz ve oğulları askeri güç olarak çoğunlukla Türklerden faydalanmış ve büyük zaferler elde etmişlerdir. Hazaralar Türk ve Moğollardan oluşan Cengiz’in askerlerinin Afganistan’daki bakiyeleridir. Bugün Özbek ve Kazak Türklerinin boyları arasında da gördüğümüz Moğol tabakası Hazaraların etnik oluşumunda da önemli bir katmanı oluşturur. Yakın zamanlara kadar bu iki halk Türk-Moğol veya Türk Tatar halkları olarak anılmıştır. Hazaraların etnik katmanları arasında Türk varlığı da Hazara-yı Türkmen, Hazarayı Karluk gibi sülale adlarında çok açık olarak görülür. 16. Yüzyıldan itibaren İslam dininin Şia anlayışını benimseyen Hazaralar diğer Sünni gruplar tarafından dışlanarak toplum dışına itilmiş, köle olarak alınıp satılmışlardır. Hazaraların küçük bir kısmı da Sünni İslam dairesindedir. 20. Yüzyıla kadar Moğolca Türkçe karışımı bir dile sahip olan Hazaralar ana dillerini kaybederek Deri dilini kullanmaya başlamışlardır. Hazaralar arasında birliği sağlayan Abdulali Mezari Rus işgali karşısında cephede savaşmıştır. 1995 yılında Taliban güçleri tarafından şehit edilen Mezari halkın gönlünde taht kurmuştur.
Hazaralar en çok Abdurrahman Han döneminde (1880-1901) sistematik olarak toplu katliama uğramıştır. Hazara nüfusunun yarısı öldürülmüş, büyük bir kısmı köle olarak satılmıştır. Hazaraları inançlarından ötürü sapkın gören Abdurrahman Han’ın günümüzdeki uzantıları radikal İslami terör örgütleri ve Taliban olmuştur. Afganistan’da son bir yıllık Taliban yönetimi sırasında Hazaraların inanç ve eğitim merkezine saldırılar düzenlenmiş yüzlerce masum insan bebek, çocuk ayırt edilmeksizin- katledilmiştir. Hür dünya bir halka yönelik sistemli katliamlara ses çıkarmadan göz yummaktadır. Bazı ülkeler inanç üzerinden Hazaraları kullanarak vekalet savaşlarında cepheye sürmüşler, ancak zor zamanlarında yanlarında olmamışlar hatta bazen Taliban’la işbirliği bile yapmışlardır.
Hazaralar son yirmi yılda eğitim ve bilgiye erişim noktasında önemli kazanımlar elde etmiştir. Bu durum onları Karzai ve Eşref Gani yönetimlerinde siyaseten de güçlü hale getirmiştir. Özellikle 2010 seçimlerinde Afganistan Meclisinin dörtte birden fazla üyesi Hazaralar’dan oluşmaktaydı. Afganistan’daki diğer etnik gruplara göre eğitim seviyesi yüksek olan masum ve mazlum Hazara halkının ülkenin geleceğinde önemli roller üstleneceği öngörülmektedir.
————————————————————————————————————————————
Hazaralar
Prof. Dr. Neslihan DURAK
Afganistan’ın nüfus bakımından önde gelen etnik gruplarından biri olan ve ülkede çok ciddi sorunlarla mücadele eden Hazaraların adı, menşei, antropolojisi ve etnolojisine dair pek çok iddia söz konusudur. Ancak bu iddiaların önemli bir kısmı politik maksat taşımaktadır. Bu durumda Hazara kelimesiyle ilgili kayıtlar ve bu terimin ne zaman ve nasıl bir etnik topluluğu tanımladığı önem kazanmaktadır. Hazara kelimesi kaynaklarda belirli bir coğrafyayı ifade etmek için kullanıldığı gibi zaman zaman bir askeri grubu, teşkilatı, soyluluğu ya da kabile ile kabile alt gruplarını ifade etmek için de kullanılmıştır.
Kaynakların bu tariflerine bir de Hazaralar hakkında çalışma yapanların yorumları ve görüşleri eklenince konu, içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir. Ancak bölgeye dair yapılan incelemelerin neticesinde Afganistan’da Hazara adının ilk kez Çingiz Han döneminde bir askeri terim olarak kullanıldığı, Babur Şah dönemine gelindiğinde ise belirli bir kitleyi tanımlamak için ad olarak kullanıldığı görülmektedir. Tarih boyunca genel itibarıyla kendi içlerinde müstakil yaşamayı tercih eden Hazaralar, bulundukları coğrafyadaki iktidarlarla uyum içinde yaşamaya öze göstermişlerdir. Bu sebeple de XIX yüzyılın sonlarına kadar Afganistan’da kurulmuş olan iktidarlarla birlikte hareket ederek onların yanlarında yer almışlardır. Ancak bahse konu yüzyılın sonlarından itibaren Afganistan’ın birlik beraberliğini bozmak isteyen güçlerin politik oyunları Hazaraların varlıklarına yönelik önemli bir tehdit, baskı ve zulüm olarak yansımıştır. Dönemin ötekileştirme politikasının en büyük mağdurlarından biri olan Hazaralar, XX. yüzyıla da benzer bakış açısıyla girerken bu yüzyılı da zulüm, baskı ve katliam dolu hikâyelerle tamamlamıştır. Bitmek tükenmek bilmeyen bu acı dolu zulüm ve baskılar karşısında ülkelerini terk ederek başka ülkelere göç etmek zorunda kalan Hazaraların ilk fırsatta sığındıkları ülkelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Devleti gelmektedir. Özellikle İran’a sığınmış olan Hazaralar, bu ülkede de benzer sorunları yaşadıkları için bir müddet sonra Türkiye’ye girmenin bir yolunu bularak buradan adeta bir hayal ülkesi olarak kafalarında canlandırdıkları Avrupa’ya, hatta Kanada, Amerika ve Avusturalya gibi uzak ülkelere gitmek üzere yola koyulurken içler acısı travmalarla dolu hikâyelere de konu olmaktadırlar.
Günümüzde önemli bir kısmı ülkesinin dışında yaşamak zorunda kalan Hazaralar, meskûn bulundukları coğrafyada müstakil bir devlet tesis etmeyi başaramamış olsa da bugüne kadar kültürünü yaşatmıştır. Dikkatlice tetkik edildiğinde bu kültürün; boy teşkilatı, temsil eden insanların mertliği, cesareti, dürüstlüğü ve misafirperverliği; doğum, evlenme ve ölüm adetleri, kullanılan dilin benzerliği gibi sebeplerle büyük oranda Türk kültürüyle benzeştiği görülmektedir. Günümüz Hazara aydınlarının çoğunluğu da bu düşüncededir. Neticede bu topluluk hakkında pek çok araştırma yapılmalıdır.